Storieshotel olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “İnsanlık çağı ne zaman başladı” konusunda daha fazlası için takipte kalın!
İnsanlık Çağı Ne Zaman Başladı? Yoksa Hâlâ Gelmedi mi?
İzmir’in sıcak bir yaz akşamında, sahilde simit yemeye çalışan bir insan olarak düşünüyorum: İnsanlık çağı ne zaman başladı? Sanki biri bana bu soruyu soracak da ben cevap verene kadar çaydanlığın kaynamasını bekleyecek. İşin komik yanı, her zaman espri patlatan ben, bu soruya ciddi ciddi kafa patlatıyorum. “Acaba insanlık çağı dedikleri şey, ben hâlâ evde pijamayla otururken başlamış olabilir mi?” diye düşünüyorum kendi kendime.
İlk İnsanlar ve İlk “Of Ya!” Anları
Düşünsenize, insanlık çağının başladığı zaman diliminde, birileri taşla bir şeyleri vurmaya çalışıyor. Biri diyor ki:
“Bu taşı kırmamız lazım.”
Diğeri cevaplıyor:
“Evet ama önce nereye vuracağımızı bulmamız lazım, yoksa kendi ayağımızı kırarız.”
İşte tam da o anda insanlık çağının temelleri atılıyor olabilir. İnsanlar düşüne düşüne, deneye deneye bir yerlere gelmeye çalışıyor. Tabii, bu “düşünme” işi bazen ciddi, bazen de komik: Mesela bir taş fırlatılırken yanlışlıkla komşunun kavunu kırılmıştır. O anın verdiği yüz ifadesi kesinlikle “insanlık çağının en dramatik anlarından biri” olarak tarihe geçmiştir.
Ben bazen bu sahneyi kafamda canlandırıyorum ve kendi halime gülüyorum. Evde kahve yaparken kahveyi döküp “İşte modern insanın çağı” diyorum kendi kendime. İnsanlık çağı demek sadece teknolojik ilerleme değil, hatalardan ders almak, birbirimize bakıp gülmek ve sonra tekrar denemek demek.
Tarımın Başlangıcı ve Komşu Kavgası
İnsanlık çağı ne zaman başladı sorusunu cevaplamak için tarıma bakmamız lazım. Düşünsenize, birisi ilk kez buğday ektiğinde, o an şöyle demiş olabilir:
“Bu ne biçim şey? Toprağa attım, büyüdü ama neden benim tarlama gelmedi?”
Ve işte, insanlık çağının ilk küçük kavgası başlamış olabilir. Burada önemli olan şey, tarımı öğrenmek değil, insanın “ya sabır, bu iş nasıl oluyor?” demesi. İzmir’de otururken ben de bazen balkonumda domates ekerken aynı şeyi düşünüyorum. Ama tabi, ben domatesimi öldürmeden önce kahve içip motivasyon topluyorum.
İletişim ve İlk “Dedikodu” Anları
İnsanlık çağını gerçekten başlatan şeylerden biri iletişim. İlk insanlar muhtemelen taşları fırlatarak değil, kelimelerle anlaşmayı denemişlerdir. Birini gördün mü, hemen:
“Duydun mu? Mehmet taşla kafasını kırdı.”
“Hangi Mehmet?”
“İşte o Mehmet, uzun boylu, saçları dalgalı…”
İşte o ilk dedikodu anı, insanlık çağının temel taşlarından biri olabilir. İnsan düşünebiliyor, olayları yorumlayabiliyor ve kendi mizah anlayışıyla bir olayı anlatabiliyorsa, demek ki insanlık çağını başlatmış demektir.
Sanat, Müzik ve İlk “Kafamı Kaçırdım” Anları
Sizin İçin Seçtik: İnsan kalbî nerededir ?
İnsanlık çağı ne zaman başladı sorusunun başka bir cevabı da sanatta gizli. İlk mağara resmini yapan kişi, elinde boya ve taşla bir bakmış,
“Hmm… Bu aslında bir sabah manzarası mı, yoksa ben yeni bir dinozor mu çizdim?”
Bu soru, insanlık tarihindeki ilk varoluşsal kriz olabilir. Ama asıl önemli olan, “çizdim işte, kötü de olsa denedim” demesi. Modern dünyada bizler de bazen aynaya bakıp saçımızla, kıyafetimizle aynı soruyu soruyoruz: “Bu sabah manzarası mı, yoksa bir felaket mi?” Ve gülüp geçiyoruz.
Gündelik Hayat ve İnsanlık Çağı
Şimdi, insanlık çağını sadece tarih kitaplarında aramak yerine, kendi gündelik hayatımıza bakabiliriz. Mesela İzmir’de vapura bindiğinizde, herkes telefonuna bakıyor. Bir yandan insanlık çağı mı başladı, yoksa hâlâ uyuyor muyuz sorusu akla geliyor. Birisi diyebilir ki:
“Baksana, herkes ekranına bakıyor, konuşmuyor.”
“Belki de bu modern insanlık çağıdır, iletişim artık göz temasıyla değil, emojiyle oluyor.”
Kendi iç sesim ise şöyle der: “Ya sen bu kadar düşünüyorsun, biraz da gül.” Ve gülmekten kendimi alamam. İşte insanlık çağının komik ve düşündürücü yanı tam burada: hem ciddi, hem saçma, hem de öğretici.
İnsanlık Çağı ve Kendimizi Anlama Çabası
İnsanlık çağı, sadece tarih değil, kendi iç yolculuğumuz da olabilir. Ben 25 yaşında İzmir’de yaşayan bir genç olarak, arkadaşlarımla otururken bile bazen ciddi ciddi düşünürüm: “Acaba insanlık çağının zirvesine ulaştık mı?” Arkadaşlarım tabii ki bunu duyar duymaz gülmeye başlar:
“Sen yine felsefe yapıyorsun, hadi gel çay içelim.”
Ama aslında bu soruyu sormak bile bir ilerlemedir. Kendimizi anlamak, hatalarımızla yüzleşmek ve kahkahayla karıştırmak… İşte insanlık çağı belki de tam da budur.
Kapanış: İnsanlık Çağı Hâlâ Bizimle
Önerdiğimiz İçerik: Ön yargı nasıl yazılır 2025 ?
Sonuç olarak, insanlık çağı ne zaman başladı sorusu kesin bir tarih veremez; çünkü aslında her an başlamaya devam ediyor. İlk taşın fırlatıldığı an mı, tarımın başladığı an mı, yoksa ilk mağara resminin yapıldığı an mı? Hepsi birden, ve biz hâlâ o sürecin içindeyiz.
Ben İzmir’in sıcak akşamlarında, arkadaşlarımla kahkaha patlatırken, balkonumda domatesimi izlerken, insanlık çağının tam ortasında olduğumu düşünüyorum. Bazen ciddi, bazen saçma, ama hep canlı ve komik. Ve işte bu, insan olmanın, hatalarla gülmenin ve düşünmenin en güzel tarafı.
İnsanlık çağı ne zaman başladı sorusuna kesin bir cevap yok; ama kesin olan bir şey var: Biz hâlâ başlıyoruz, hâlâ öğreniyoruz ve hâlâ gülüyoruz.